0

Uzman Psikolog Mustafa Miral;

Çocuğun pozitif yaşam anlayışı geliştirebilmesi için okul öncesi kurumun sevgi, güven ve destekleyici bir atmosfer yaratması oldukça önemlidir. Okul öncesi kurumun kalitesi çocuğun içsel sürecini olumlu etkiler.
Ülkemizde çocuk sahibi olan anne-babaların çok büyük bir yüzdesi çocuk yetiştirilmesi ve eğitimi konusunda oldukça yetersiz durumdalar. Ayrıca, çocuk sahibi olmaya karar veren anne-babalar bu duruma hazırlanmak gerektiği bilincinde de değiller. Kısacası çocuklar “kader” zihniyeti sürecinde dünyaya geliyorlar. Böylelikle ekonomik sorunları hariç tutsak bile çocukları yetiştirmede ana babalar bir yol göstericiye ihtiyaç duyuyorlar. Bu durumda ana babalar okul öncesi kurumlara devam etme imkânı bulabilseler, profesyonelce yardım imkânı da bulmuş olacaklardır; çünkü okul öncesi kurumlar aynı zamanda ana baba için de bir eğitim merkezi olabilirler ve olmalıdırlar.

“Okul öncesi eğitimde neredeyiz?” i söylemek gerekirse; gelişmiş ülkelerde okullaşma oranı %100‘lere varmasına rağmen ülkemizde maalesef %15 düzeylerindedir.

Okul öncesi kurumların, ülkemizin yaşam tarzında alternatifleri(!) olan bir kurum da anneanne ve babaannelerdir. Çalışan ana babalar çocuklarını anneanneye ve babaanneye güvenle bırakıyorlar; fakat birçok anneanne ve babaanne yine kültürümüzün getirdiği alışkanlıklarla aktüel hayatın dışında olduklarından çocuğa “doz aşımı” sevgi dışında bir şey verebilecek durumda değiller. Gerçi her çocuğun böyle bir sevgiyi yaşaması çok olumlu olsa da, anneanneler ve babaanneler ya çocuğu kullanarak; onlara yapışarak, onların vasıtasıyla hayata bağlanma davranışı geliştirip, çocuğun hayata hazırlanışını olumsuz etkiliyorlar ya kendi zamanlarındaki çocuk eğitimi anlayışını sürdürüp, yanlış davranışlar geliştiriyorlar ya da kendi çocuklarının, çocuklarına onları kırmamak üzmemek için mecburen bakıyorlar. Buradaki “bakıyorlar” ı özellikle kullanmak istiyorum; çünkü yapılan sadece bakımdır. Oysa okul öncesi kurumlar; çocuğun geleceğine pozitif yönde ışık tutabilirler.

Gözlediğim bir başka durum da; okul öncesi kurumlara gitmeyen ve evde kalan çocukların günlük yaşantılarını bakıcı ve televizyonla geçirmeleridir. Bakıcı konusunu tartışmak bile anlamsız; çünkü ülkemizde “profesyonel bakıcı” kurumu yok. Tanıdıklar tarafından bulunan bakıcılar her açıdan olumsuz durumdalar; hayata karşı tavır, negatif ruh hali, ihmal, cehalet, ana dilinde yanlışlar, istismar ve benzeri davranışlar tartışma götürmez gerçeklerdir.

Ayrıca çocuklar TV önüne mahkûm ediliyor. Küçük çocukların TV seyretmesi hem de uzun süre TV seyretmesi zaten çok sakıncalıdır. Ayrıca seçilen programı da düşünürsek ki bu çoğunlukla bakıcının tercihi oluyor ve daha da vahim bir durum oluşuyor. Aşırı TV seyretme öncelikle çocuğun davranış alışkanlıklarını etkiliyor. Çocuk bedenen pasif bir şekilde yoğun uyarıcıya maruz kalıyor. Bu çocuğun en hareket etmesi ve ellerini, kollarını kullanması gerektiği dönemde, hayata katılımdan izleyici olmasına yol açıyor. Oysa insanı insan yapan çevresine etki etmesi ve onu değiştirmesidir. Çocuk kendi yeteneklerini de geliştirerek ince kaslarını, kaba kaslarını kullanacağı yerde, bunları atıl bırakarak hem gelişmiyor, üstüne bir de henüz karşılaşmaması gereken kavramlarla karşılaşıp ruhunu kirletiyor; çünkü TV korku, şiddet ve hayatı negatif göstermede küçük çocukları derinden etkilemektedir. Yine bu durumun alternatifi okul öncesi kurumlarıdır. Bilinçli okul öncesi kurumlar, çocuğun bütün performanslarını çalıştırıp onun bedenen, ruhen ve sosyal olarak gelişmesini, hayata tavrını, iş yapmasını sonuç olarak da çevresini değiştirmesini pozitif yönde etkilemektedir. Bütün bunların yanında ülkemizin, toplumumuzun bir bireyi olma yolunda, toplumsal sorumluluklar alma duygumuzu da okul öncesinde aldığımız davranışlarla geliştirebiliriz.

Okul öncesi kurumun ekonomik düzeyi düşük kesime farklı, yüksek kesime farklı yararları olmaktadır. Düşük kesime hem enformatik hem de olanak anlamında yararlı olduğu gibi, yüksek kesimin çocuklarına da sosyalleşme, sorumluluk, kişilik gelişimi gibi yararları olmaktadır. Ayrıca gözlemlediğim bir durum da çocukların oyuncakla oynama davranışıdır. Bilindiği gibi oyuncak çocuğun hayatında çok önemli bir yerdedir. Onunla hem duygusal anlamda birçok şey yaşar hem de onunla çok gelişir.

Oyuncak bulamayan-alamayan kesimin çocukları bir okul öncesi kuruma gidebildiklerinde oyuncakla oynamaya doyabilirler; ama asıl değinmek istediğim evde birçok oyuncağı olan çocuklar. Bu çocuklar birçok oyuncakla oynamayı bilmemektedirler; çünkü ya anne babaları yeterince zaman ayıramamakta, ya da onlar da oyuncaklarla nasıl oynanacağını bilmemektedir. Bildikleri erkek çocuklarda “araba”,kız çocuklarda “bebek”ten öteye geçmemektedir.

Artık çocuk dünyasında yer alabilecek o kadar çok ve güzel oyuncak var ki çocukların bunlarla tanışabilmesi ve anlamlı, verimli kullanılabilmesi okul öncesi kurumlardaki eğitimci uzmanlar bu oyuncakları daha iyi seçebilmektedirler; çünkü çocuklar için üretilen oyuncakların hepsi de yararlı değildir. Oyuncak sektöründe çok yüksek miktarlarda para döndüğünden, bu durumu istismar eden birçok kişi de ortaya çıkmaktadır. Bu istismarcılar dünyada büyük bir sektör halinde oyuncak adı altında üretim yapmaktadır. Okul öncesi kurumlar bilinçli bir şekilde çocukları bu durumdan koruyabilirler. Bütün bunlardan sonra “okul öncesi eğitimde neredeyiz” i söylemek gerekirse; gelişmiş ülkelerde okullaşma oranı %100′lere varmasına rağmen ülkemizde maalesef %15 düzeylerindedir.Geleceğe yatırım yapabilmek için bu durumu değiştirmeye çabalamalıyız. adtech ile reklam 2.0 dönemi başlıyor ve Trkycmhrytllbtpydrklcktr r10.net seo yarışması Ön Okul Yeşil Çizgi – Mustafa Miral’e Teşekkür Ederim.

Yazıyı Paylaş:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Technorati
  • BlinkList
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Tumblr
  • Yigg

Bunu Okuyanlar, Bunları'da Okudu..

"Okul öncesi kurumun kalitesi çocuğun içsel sürecini olumlu etkiler" başlıklı bu yazıyı beğendiyseniz aşağıda bulunan sitelerde paylaşarak daha fazla kişinin faydalanmasını sağlayabilirsiniz.

Yorum Yapın